Ayasofya ile ilgili sözlerden ve alıntılardan bir derleme hazırladık…

Bilgilendirme: Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya‘nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Danıştayın gerekçesinde, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı mülkiyetinde olduğu, cami olarak toplumun hizmetine sunulduğu belirtildi. Danıştayın gerekçesinde Ayasofya’nın tapu belgesinde cami vasfı ile tescilli olduğu, bunun değiştirilemeyeceği kaydedildi.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR… Srebrenitsa Katliamı Mesajları için TIKLAYINIZ


“İnsan, Ayasofya’yı düşündü mü, bir açılıyor ki ayakları!”

 

“Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiçbir zaman unutmadı.” Halil İnalcık

 

Ayasofya kubbesiyle, sütunuyla İslâm’ındır, İslâm’ın kalacaktır. Hüküm Dergisi

 

Sofya bilgelik demektir. Yani Ayasofya kutsal bilgelik anlamına geliyor. Ahmet Ümit

 

Vatan Ayasofya, Hacı Bayram, Ak Şemseddin, Eyüp Sultan ve Hacı Bektaş’tır. Mustafa Kutlu

 

Ayasofya ruhtur, diğer camiler sadece bedendir. Ruhsuz bir bedenin ölüden farkı yoktur.

Gökhan Çayırlı

 

Bu olacak Ayasofya, Bu muhakkak olacak… İkinci bir fetih, yine bir ba’sü ba’delmevt… Osman Yüksel Serdengeçti

Ayasofya’dan sonra ancak üç yapı bu büyüklüğü aşabildi. Londra’daki Aziz Paul Katedrali, Roma’daki Aziz Pier Katedrali ve Milano’daki Duo rno Katedrali…

Ahmet Ümit

 

Yalnız manayı anlasak, yerine getirebilsek, Ayasofya’nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendisine açılır Necip Fazıl Kısakürek

 

İnsan aklıyla insan ruhunun birleşiminden doğan göksel mekana. O güne dek yapılmış tapınakların en büyüğüne, en genişine, en yükseğine, en aydınlığına… Ayasofya’ya…

Ahmet Ümit

 

Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler Ayasofya açılmalıdır Türk’ün bahtıyla beraber açılmalıdır Necip Fazıl Kısakürek

 

“Günümüze gelene kadar Ayasofya bir sevgi, bir model, bir düşkünlük, bir timsal, bir merak, hayranlık, bazen hınç bazen şaşkınlık, bazen de itiraz, çokça efsane olarak kaldı.”

Sedat Bornovalı

 

1370 yıl önce ana rahminde idik. Malazgirt’te dünyaya gözlerimizi açtık. Söğüt kırlarında çocukluğumuzu geçirdik. Ayasofya’nın minareleri altında büluğa erdik.

Nurettin Topçu

 

Ayasofya’yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk’ün semaları tutuşturan lanetine hedef olmaktır.” Hitabeler, Necip Fazıl Kısakürek

 

Türkiye olarak başımız dertten kurtulmuyor. Bunun sebebi Fatih Sultan Mehmed’in bedduası olabilir! Ayasofya’yı tekrar Fatih’in vasiyetine uygun hale getirirsek, belki başımız dertten kurtulur. Yavuz Bahadıroğlu

 

Hem bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’an ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigârı olan Ayasofya Câmii..

Bediüzzaman Said Nursî

 

Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiçbir zaman unutmadı. Avrupa’nın Haçlı görüşü Papalık eliyle devam ediyor. Avrupa’nın idealist gençleri Türkiye aleyhine çalışır.

Mesut Doğan

 

Fethin sembolü, manası, kalbgâhı Ayasofya’dır. Ayasofya kapalı kaldıkça kalbimiz çalışmıyor demektir. Sultan Fatih’in fetihten muradı; Ayasofya’yı camiye tahvil ederek, hilâli salibe galebe kılmaktır.

Ahmet Haluk Dursun

 

Yani Ayasofya bir mabet olduğu kadar, aşktan gözü dönmüş bir imparatorun, sevdiği kadın için yaptırdığı devasa bir anıttır da…”

Ahmet Ümit

 

Divan-ı Hümâyûn toplantıları bütün İslam dünyası için bir numaralı camii olan Ayasofya’da üyelerin sabah namazını kılmalarından sonra başlar. Zaten Osmanlılarda mesai başlangıcı her zaman sabah namazı sonrasıdır. Bedestenler, çarşılar da bu düzene göre açılır.

İlber Ortaylı

 

Ayasofya ayrıca padişahların çoğunlukla cuma namazlarını kıldıkları yerdir. Saray taşındığında da önemini yitirmemiş, Fatih’ten başlayan geleneklerin bir bölümü devam etmiştir. Padişah cuma veya bayram namazına başka bir camiye gidebilir ama Kadir Gecesi’nde mutlaka Ayasofya’da olurdu.

Erhan Altunay

 

O ne mutlu mübârek bir kulu imiş Allah’ın

Belde-i tayyibeyi feth eden padişahın

Hak yerine getirdi en büyük niyâzını:

Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını.

İşte o günden beri Türk’ün malı İstanbul.

Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul!

Nazım Hikmet

 

Mahzun Ayasofya “Ulu mabed, neye hicrana büründün böyle, Fatih’in devrini bir nebzecik olsun söyle! Beş vakit loşluğunda saf saftık, Davetin vardı dün ezanlarda, Seni ey mabedim utansınlar, Kapayanlar da, açmayanlar da!” Arif Nihat Asya

 

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem; fakat Ayasofya açılacak! Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik etmiş sanılan kötülerle, kötülük etmiş sanılan iyilerin gizli dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek . Necip Fazıl Kısakürek

 

“Ayasofya’yı ibadete açacak olan partinin memlekette fevkalade itibarı yükselir. Hayrettir, bu bile kimseyi kıpırdatmamıştır. Akla aykırı bir şey. Kedinin kedilik yapmaması gibi bir şey. Ters bir şey, insan düşünürken idrak etmekte bocalıyor. Ayasofya yeniden cami olarak açılsın için her ne söylenen olursa milletin arzusuna tercüman olur.” Cahit Zarifoğlu, Mavera dergisi 1977

 

İlk yağmurda akacakmışçasına açık kiremit tonundaki dış cephe boyası, bin beş yüz yaşındadır. Yapı malzemeleri yedi buçuk yılda temin edilip, yapımı beş yıl (532-537) sürmüş; kiliselerin Shakespeare’idir o.

Yerden altmış metre yüksekte ve çapı otuz iki metre olan kubbesi, başta deprem olmak üzere doğal ve yapay hiçbir afete yenilmemiştir.

Selçuk Altun

 

Kubbe, en serbest ve en muhteşem tekamülünü ve mesnet açıklığındaki rekorunu Roma’ da değil, İstanbul’ da buldu. Geniş ve cür’etkarane yapılmış kubbesiyle Ayasofya, o ana kadar yapılan bütün emsalini gölgede bırakmıştır… İnşa eden üstatların temayülü, şarki [Doğu] Roma’nın emperyalizmini bir timsal halinde tebarüz ettirınekti. Heybetli bir görünüşle nazarları üstüne çekmek emeliden doğan ilk saray kilisesi budur. Bruno Taut

 

İmparatorluk mimarisi imparatorluğun kendisine benzer: Kayserlerin tahtına yerleşmek için karargah payitahtlarda yeni fethedilmiş şehirlerde bir yığın mirası, geleneği ayıkladı, birçok incelikleri denedi, sonunda Fatih’in pazısı büyük şehrin kapılarını kendisine açtığı zaman kudretinden emin Ayasofya’nın yanı başına geçip oturdu.

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Bir zamanlar eteklerini dalgaların yaladığı kaya kilisesi Ayasofya’da, her şeyi varlığın en kalıcı parçası taşlar söylüyor. Ama bu, kırılmış parçalanmışlıklara, taş üstünde taş kalmamışlıklara bakınca insanın taşa da o kadar güvenesi gelmiyor. Her şey gelip geçici. Taşlar bile üzerine kazınmış isimleri hakkıyla muhafaza edememişken, hangi bellek, üzerinden geçeni gitmez diye biliyor?

Nazan Bekiroğlu

 

“İstanbul İmparatoru On birinci Konstantin, Ayasofya’dan çıkarak ata bindiği gecenin ertesi günü, Ayasofya’nın kapısı önünde, yirmi iki yaşında bir delikanlı atından yere atlayacak, secde edecek ve secdeden doğrularak, resmi kavuğunu çıkaracak , yerden aldığı toprağı başına atacak, İstanbul fethini nasip eden Allah’a şükredecek. Bu delikanlının adı artık “Fatih”tir, Sultan Mehmed değil.”

Mithat Cemal Kuntay

 

Bizde ilim ve inanç yan yana olmalıdır. Tek başına cami yaptırmak ya da ibadete açmak uy­gun değildir. Yanında bir de eğitim kurumu bulunmalıdır.

İşte bu sebeple Ayasofya Camii’nin yanına yine Fatih’in emriyle bir de medrese inşa edilmiştir. Bu medresenin içinde bahsetti­ğimiz nice zat yanında Akşemseddin Hazretleri ile Ali Kuşçu gibi çok önemli isimler de ders okutmuşlardır.

Talha Uğurluel

 

Bütün büyük tapınaklarda olduğu gibi Ayasofya’nın da olağanüstü büyüklüğü iki amaca hizmet ediyordu. İlki, insanın Tanrı’ya olan saygısını göstermek için ne kadar ileri gidebileceğini kanıtlıyordu. İkincisi, inananlar için bir şok terapisi vazifesi görüyordu. Burası o kadar görkemli bir mekandı ki; içeri girenler ne kadar küçük olduklarını hissediyor, egoları kayboluyor, fiziksel varlıklarının ve dünyadaki önemlerinin Tanrı’nın karşısında ufacık kaldığını… Yaradan’ın ellerinde bir atom parçası kadar küçüldüklerini hissediyorlardı.

Dan Brown

 

Ben, henüz yavru sayılacak yaşlarımda, Ayasofya’daki bu Kadir gecelerini görmüştüm. Çocuk ruhum, o gecelerde, binlerce ve bir çocuk görüşü için, onbinlerce müslümanın ses, bir ruh, bir vücud gibi dalgalanışı karşısında derin heyecan duyar, sanki ruhum yanardı. Benim o yaşta gördüğüm Ayasofya kubbesi bugünkinden defalarca büyüktü. Bu kubbenin o gecelerdeki maneviyatını ise, sonraları, Edirne Selimiye Camii ‘nde ve bilhassa İstanbul’un Süleymaniye’sinde, bu sefer, daha milli bir gururla görmüştüm.

Nihad Sâmi Banarlı

 

Fatih Sultan Mehmet’in gül koklayan portresi hakkında

Fatih’in elinde tuttuğu mendilin özellikle tutuş şekline bakarak, açılmış bir örtüyü temsil ettiğini düşünebiliriz ki bu da dönem sembolizminde tapınak örtüsüne uymaktadır. Yani Fatih, saklandığı yerden Kutsal Emanetleri aldığını belirtiyor olabilir. Ayasofya dehlizlerinde uzun yıllardır çalışmalar yapan Göksel Gülensoy’un da kanaati bu yöndedir. Kim bilir, belki de Fatih, Kutsal Emanetler’in elinde olduğunu böyle ilan etmiştir…

Erhan Altunay

 

Ayasofya geçmişimizdir; Peygamber müjdesiyle fethi gerçekleştiren şerefli kumandan ve askerlerin bir hatırasıdır. Fethin sembolüdür. Kilise iken cami olması tarihin akışını değiştirmiştir. Biz, Ayasofya’nın cami olması ile bütün dünyaya şunu ilan etmişizdir: Kendisine hizmetle şereflendiğimiz değerlerimiz, diğer bütün değer sistemlerinin üstündedir. Camileşerek asli hüviyetini bulan bu mübarek yapı ezanı, tekbiri ve beş vakit eda edilen namazı ile adalet ve aşk ile yücelen bir hâkimiyetin sembolü olmuştur. O cami olarak durdukça üstünlük devam etmiş, düşme emareleri görüldüğünde onun da tadı kaçmaya başlamıştır.

Mehmet Lütfi Arslan

 

İşte giriyorlar şehre. Bir kılıçsa da Fatih, ilim kınından sıyrılmış. Alimlerle yan yana yürüyor: Akşemseddin, Molla Fenari, Akbıyık Sultan, Kızılca Bedreddin, Şeyh Sinan… Rumlar Akşemseddin’e çiçek verebilmek için yarışıyorlar Sultan sanıp. Akşemseddin, “Sultan Mehmed ben değilim odur, ona gidin!” diyerek Fatih’i, Fatih, “Sultan benim ama siz yine ona gidin! Hocamdır!” diyerek Akşemseddin’i işaret ediyor. Üç gün sonra dünya yeniden kuruluyor. Ayasofya’da ilk hutbeyi okuyor Akşemseddin. Fatih’in arzusu üzerine Ebu Eyyub el-Ensârî’nin kabrini buluyor eliyle koymuş gibi.Ali Ural

 

Ayasofya da, tıpkı Kudüs’teki Süleyman Mabedi gibi kutsal kaya üzerindedir ve oradaki kutsallık anlayışının bir devamıdır. Ayasofya’yı bugünkü ihtişamlı mimarisiyle inşa ettikten sonra Justinyanus’un yumruğunu havaya kaldırıp “Ey Süleyman! Seni geçtim!” diye haykırışı da, aslında iki mabet arasındaki bu rekabete bir atıftır.

Justinyanus’un bu haykırışının ve Hazreti Süleyman’la aralarındaki rekabetin sembolik ifadesi, Ayasofya’daki İmparator Kapısı’nın üzerindedir.

Ayasofya’da İmparator Kapısı üstündeki tapınak sembolü, Kudüs’teki tapınağın ta kendisidir. Ancak bu kez Süleyman’ın mabedi değil, Justinyanus’un mabedi Ayasofya dünyanın en kutsal tapınağı haline gelmiştir.

Erhan Altunay

 

Ayasofya’daki İsa Mesih’in portresiyle ilgili bu iddia çok uzun yıllardır bilinmesine rağmen son birkaç yıldır gündeme getirilmeye başlanmıştır. İddianın sahiplerine göre Ayasofya’daki Desis Mozaiği’nde görülen kişi gerçekte İsa Mesih (jesus Christ) değil, onun adı altına alınarak gerçek kimliği tarihten silinmiş olan Anadolu Ermiş’i Tyanalı Apollonius’ tur! Tyanalı Apollonius genç yaşında Pisagorcu (Pythagorean) bir gizli (occult) örgütüne inisiye edilmişti. Sayılar ve onların sırları ile ilgilenen ve bunlardan yola çıkarak çeşitli öngörüler, kehanetler ve varsayımlar oluşturan bu örgütün 1. Yüzyıldaki ünlü kişisi Apollonius’tu. Sayılar ve bunlara ait numeroloji aynı zamanda astroloji, alşimizm ve Hermetizm ile bağlantılıydı. Sayıların ezoterik (içsel/batıni) değerleri bu Hermetistlere göre insanların hayatlarını yönlendirmekteydi.  Aytunç Altındal

 

Ayasofya, mimari gelenek anlamında “gerçek sahibi”ni Osmanlılarda buluyordu. Zira Anadolulu ik mimarın (Aydınlı Antemios ve Miletli lsidoros’un) eseri olan Ayasofya, ne Doğuda, ne de Batıda bir challenge (meydan okuma) olarak kabul edilmiş, göklerde bir defa görülen ve sonrasında uzayın derinliklerine ağan bir kuyruklu yıldız gibi çocuksuz kalmıştır. Oysa bin yıldan fazla bir zaman sonra OsmanlıIann, daha önce adeta bir program dahilinde başlattıkları tek ve merkezi kubbeli mekan arayışları, Ayasofya’run meydan okuması karsısında tahrik olacak ve Edirne Selimiye Camiinde zirvesine ulaşacak mükemmel bir merkezi kubbeli cami formunu geliştirmeyi başaracaklardır. Böylece lbn Rüşdü Batıya vermiş olan Müslümanlar, karşılığında Ayasofya’yı almışlardır.

Mustafa Armağan

 

FATİH SULTAN MEHMED’İN AYASOFYA VAKFİYESİ

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse; Allâh’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allâh’ın azabı onlaradır. Allâh işitendir, bilendir.” Fatih Sultan Mehmed Han

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir