“- Orada, masanın üzerinde gördüğün sahanda yumurta var ya, işte o bizim aşklarımızdan daha sağlıklı.”

Ryunosuke Akutagava

 

Kabakçı Mustafa ve hempaları arasında Aygır İmam diye bir tip de vardı . Sahanda üç okka pastırma üzerine 40 yumurta kırmış , yedikten sonra çatlayarak ölmüştü.

İlber Ortaylı

O yıl bahar bize eksik yanlarımızı, hiç tamamlanmayacak şeyleri hatırlatarak gelmişti. Yarım yamalak bulutlar, sahanda yumurta güneşi, neremizi ısıttığı belli olmayan bir sıcaklık. Burnumuzu mu, kalbimizi mi yoksa kasıklarımızı mı?

Barış Bıçakçı

 

Neden düzenli olarak maça giden sıradan bir insan olamadım ben? Neden güzel sahanda yumurta yapmaktan başka derdi olmayan bir adam olamadım? Neden insanların kolunda miskin miskin gezinen bir sinek olmadım? Veya neden kümesin önündeki toprağı eşeleyen bir horoz olamadım? Neden bütün bunlar?

Charles Bukowski

 

Türkiye’de bir kaya evde, sekiz kadın halka olmuşlar, yerde oturuyorlar. Önlerindeki hamur tahtalarının üstünde kağıt inceliğinde yufka açıyorlar. Sac, kaya evin zeminindeki bir çukurda yanan ateşin üzerine yerleştirilmiş; yaşlı kadın ateşe sürekli kurumuş asma dalları ve ot atıyor. Kadınlar çalışırken konuşup gülüşüyorlar. Öğle olunca birkaç taze yufkaya sahanda çırpılmış yumurta, peynir ve kokulu otlar koyup dürüyorlar.

 Hannah Holmes

-Çırpıcılar mı! Çırpıcılar ne işe yarıyor ki?

-Kremayı çırpmaya yarıyor tabii. Çırpıcı olmadan krema nasıl çırpılır ki? Çırpıcıyla çırpılmamış kremaya çırpılmış krema denmez. Tıpkı sahanda pişirilmemiş yumurtaya sahanda yumurta denmeyeceği gibi!

Roald Dahl

 

“Yumurtayı çok severdi. Ona göre ne yazıktı sevmeyenlere, mesela bana. Neler yapmadı ki yumurta sevgisini benimle paylaşmak için? Rafadan, kayısı, katı, sahanda, ekmek üstünde, sade omlet, peynirli omlet, sucuklu omlet, sebzeli omlet… Asla vazgeçmezdi denemekten ve ben, onun bu inatçılığına bayılırdım. Oturduğu kanepeden su içmeye kalkıp, dönüşünde tek başına tüm dünyaya savaş açtığı haberiyle gelebilirdi, şaşırmazdım. “

Önsel Külük

 

Eğer yemek yemeyi çok seviyorsanız ve de pek fazla hareketli bir hayatınız da yoksa siz bir takım kilo problemleri yaşıyor olabilirsiniz. Bu tarz kişilerin yıllardır deneyimlediği bir gerçek vardır ki kilo vermek çok ama çok zor bir süreçtir. Sıklıkla başarısızlığa uğranılan bir savaştır. Sanki kontrolümüz dışında bir güç vardır ve her defasında bizi başarısızlıkla karşı karşıya bırakmaktadır. Bunun en güzel örneği ekmektir. Kilo sahibi her insan çok iyi bilir ki ekmek çözülmesi gereken bir problemdir. Ama bizim için ekmek, içine tereyağı, köfte, kaşar konulan, sahanda yumurta yerken tavanın dibini sıyırmamıza yarayan, fırından yeni çıkmış balık buğulamanın suyuna bandırılan mükemmel bir şeydir. O nedenledir ki zararını bile bile tüketmeye devam ediyoruz. Eğer bir şeyin zararının farkında olup da onu tüketmeye devam ediyorsanız hiç tartışmaya gerek yok, siz bir bağımlısınız. Yani menemenin çatalla yenemeyeceğini düşünüyorsanız, sizde bir ekmek bağımlısısınız ve aramıza hoş geldiniz.

Serkan Karaismailoğlu

 

İÇİNDE SAHANDA YUMURTA GEÇEN İLGİNÇ BİR HİKAYE

“Tıp tarihinde, kendisini sahanda yumurta sanan bir adamın öyküsü vardır. Bu düşüncenin ne zaman belirdiğini kimse tam olarak bilmiyordu ama adam “kendini döker” ve “sarısını ortalığa akıtır” korkusuyla herhangi bir yere oturmayı reddediyordu. Doktorlar adamın korkularını azaltmak için sakinleştiriciler ve çeşitli ilaçlar denemişlerdi ama hiçbiri işe yaramıyordu. Sonunda biri delirmiş hastasının düşünce tarzını kavramaya çalışıp, bundan sonra yanında hep bir dilim kızarmış ekmek taşıması gerektiğini, bu kızarmış ekmeği istediği koltuğun üzerine

koyabileceğini ve böylece dökülmekten kurtulabileceğini söylemişti. O günden sonra adam kızarmış ekmeği yanından hiç eksik etmemiş ve öyle ya da böyle daha normal bir varoluş sürdürmeyi başarmıştı.

Nedir bu öykünün anlamı? Bir yanılsama içinde yaşanmasına karşın (âşık olmak; insanın kendisini yumurta sanması), bu durumun tamamlayıcı öğesi bulunursa (aynı yanılsama içinde bulunan Chloe gibi bir sevgili; bir dilim kızarmış ekmek), o zaman her şey yolunda gidebilir. Yanılsamalar kendi içinde zararlı değildirler aslında, ama insan onlara inanmakta yalnızsa canını acıtabilirler, o yanılsamaları kontrol altında tutacak bir çevre gerekir. Chloe de ben de aşk denilen rizikolu sabun köpüğüne inandığımız sürece, otobüsün kırmızı olup olmamasının ne önemi vardı ki?”

Alain de Botton

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir